Adios Arrabal

 

Adios Arrabal – Angel Vargas’tan

Güzel bir pazar gününden selamlar, ve kaldığımızdan yerden devam edelim : )

Tangoyu (müzik ve dans) ilk yıllarında belli bir noktaya kadar getirdik. Bu geldiğimiz noktada, tangonun, eğitimsiz müzisyenler tarafından tamamen doğaçlama olarak, çoğunlukla dans edenlerin emprovize hareketlerine göre ritm ve melodi ayarlanarak çalındığını biliyoruz. Tango dansına ilk eşlik eden müzik aletleri flüt, keman ve arp. Daha sonra bunlara gitar ve klarnet de ekleniyor.İlk tango müzisyenleri hakkında bilgiler net olmamakla birlikte, isimlerine ilk rastladığımız El Negro Casimiro (keman), El  Mulato Sinforoso (klarnet), El Pardo-Sebastian Ramos Mejia (bandoneon). Bu sanatçıların hepsi African-Argentine kökenli.

Tam burada, Marta Savigliano’nun  kitabından bir alıntı yapmak istiyorum (sayfa 65):

“İlk tango adımlarını, muhtemelen siyah erkek ve kadınlar, Rio De La Plata’da attılar; bedenlerin sırayla birbirine yakınlaşıp uzaklaştıkları oynak ombligadalar ve culeadalar ile…”  (bu iki kelimeyi, çeviriyi yapan kişi  Türkçe’ye  çevirmemiş. Ben biraz araştırdım, ben de çevirmemenin daha iyi olacağına karar verdim ☺). “Erotizmi sergilemeleri, öfkeyle karşılanıp mesafe/farklılık yarattı. Efendileriyle ve kendilerini sömürenlerle aralarında ırksal ve sınıfsal bir farklılıktı bu, fakat kucaklaşmadılar. Sıkıca tutunmaya ihtiyaçları yoktu; renkleri onları bir arada tutuyordu. Tango kucaklaşması belki de, İspanya’dan bağımsızlık kazanıldıktan sonra kırk yıldan fazla sürüp giden iç savaşların ortasında yaratıldı. Arjantin’i  yeni bir ulusal kimlik edinmeye zorlayan ulusal  birliğin kurulmasından sonra tango kucaklaşması bir gereklilik oldu”.

Bu alıntının içeriğiyle ilintili olduğunu düşündüğüm bir konuya değinmek istiyorum.

Tangonun zaman yolculuğuyla ilgili şu ana kadar okuduğum tüm yazılarda karşıma çıkan bir ortak nokta var. O da, dile getirmesi çok hoş olmasa da, tarihsel bir gerçekliğe dayanma olasılığı yüksek olduğu için kaçınılmaz görünüyor: tango ile genelevlerin ilişkisi. “Tango genelevlerde ortaya çıkmıştır” gibi sığ iddialara yüz vermiyorum, ama o dönemde, Buenos Aires’in her kesiminde bu mekanların var olduğu biliniyor. Yoksul ve işsiz insanların yaşam alanında olan her olgu/olay gibi, bu olgunun da o insanların eğlence şekli olan dans ve müziğe etki etmiş olması çok doğal. Bu yazı dizisinin ilk bölümünde Marta Savigliano’nun bir cümlesini paylaşmıştım sizinle: “Şarkı sözleri Arjantinli ve Uruguaylı marjinalleşmiş kesimin günlük yaşam içinde karşılaştığı sefillikleri sergiler” diyordu Savigliano. Bu şarkı sözlerinin bir bölümü bu etkileşimin  sonucu olsa gerek!

Bugünlük burada bırakalım. Maceranın heyecanı artarak sürecek. 2 gün aradan sonra yolculuğumuza devam edeceğiz…

Haftanın son parçasında Angel Vargas – Adios Arrabal – diyor. Parçanın ismi çok manidar!Hatırlarsanız, Buenos Aires’te, fakir halkın yaşadığı banliyölerin yerel dildeki adıydı “arrabal”.

Şimdi – Adios Arrabal – iyi dinlemeler ve keyifli pazarlar dilerim.

Sevgisiz ve tangosuz kalmayın !