Edmundo Rivero

 

Edmundo Rivero ve “Milonga Lunfarda”

Herkese günaydın. Paris’te tangonun yükseliş hikayesine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

“1909’da Sergei Diaghilev’in Ballets Russes’i (Rus Baleleri; 1909-1929)Paris’i kasıp, kavurdu. Bu gösterideki yetenek, etkileyici müzik, egzotik renkler, duygusallık, modanın ve sanatın tüm dallarında iz bıraktı. Aynı zamanda, ender bulunan ve egzotik olan her şeye karşı ilgi uyandırdı. Klasik dans, şiir ve tutku geri geldi ve Bullets Russes etkisiyle insanlar özgür hareketlerle içlerinden geldiği gibi kendilerini ifade etmek için dans etmeye başladılar. Tüm bunlar olurken, Amerika’dan caz ritmli danslar Paris’e ulaştı.

Bunlar arasında “Boston” ve “Turkey Trot” ilk sıradaydılar.

“Boston” valsin bir çeşidi olarak tanımlanabilirken, “Turkey Trot” dans edenleri nefes nefese bırakacak kadar hareketli bir danstı. Paris’teki bu gelişmeler sırasında, Paris’te tango çılgınlığını kimin başlattığı tartışma konusudur, ancak bunu tek bir kişinin yaptığı söylenemez. En etkili isim olarak Arjantinli yazar Ricardo Güiraldes gösterilebilir. Buenos Aires’li zengin bir aileden gelen Güiraldes, La Boca bölgesindeki gece hayatında sık sık görülmektedir. Seyahat etmeyi seven Güiraldes, Hindistan ve Japonya’ya kadar gider ve dönüşünü Rusya, Almanya üzerinden yaparak 1911’de Paris’e gelir. Burada da Arjantin yüksek sosyeteden arkadaşlarıyla Paris gece hayatında sıkça boy gösterir. La Boca bölgesinde öğrendikleri tango, Güiraldes ve arkadaşları gibi diğer birçok elit genç adamla beraber Avrupa’ya yolculuk etmiş olur.

Güiraldes, bir gece kulübünde, arkadaşlarından birinin piyanoda çaldığı tangoda Parisli tanımadığı bir bayanı dansa kaldırır. Bu bayan daha önce duymadığı bu müzikte, Giraldes’in adımlarını rahatlıkla takip eder ve tango yaparlar. Tabii ki diğer konuklar büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla bu dansı izlerler. Buradan tangoyu Güiraldes’in yaydığı sonucunu çıkaramasak da, gerek dansı, gerekse romanları ve şiirleri ile tangonun duygusallık kısmını vurguladığını söyleyebiliriz. Çiftli danslar, her zaman için maskülen ve feminen figürleri vurgulayacak şekilde kurgulanırlar. Ancak Paris tangoyla bu durumu daha abartılı bir şekilde görmüş oldu. Ayrıca kötü bir dansçının hatalarını kapatacak kadar görsel, iyi bir dansçıyı belirginleştirecek kadar da dramatik bir danstı. Bu özelliklerle, Paris’i oldukça etkilemiştir. 1913’te tango, Fransız sosyetesinin en moda, en popüler dans salonlarına kadar ulaştı.

Birçoğu Champs Elysée’de bulunan bu salonlarda akşamüstleri çaytangoları, yardım-tangoları, şampanya-tangoları düzenlenmekteydi. Aynı bölgedeki hemen her gece kulübünde tango vardı. Tango çılgınlığı kıtalar arası rekabete yol açtı. Paris’te düzenlenen bir yarışmada kazanan çift tam altmış iki tango parçasında dans etmek zorunda kalmıştı ve Buenos Aires’te benzer bir yarışma düzenlenip, jüri önünde aynı sayıda tango performansı yapıldı. Tango sadece dansla kalmayıp, parfümden korseye kadar hemen her türlü ürüne adını verdi. ‘Couleur Tango’ olarak bilinen renk de adını tangodan aldı. Hikayesi ise şöyledir” …

…devamı bir sonraki yazıda. Bugün yerimiz ve zamanımız doldu, taştı.

Günün sanatçısı Edmundo Rivero. 1911-1986 yılları arasında yaşamış, Buenos Aires doğumlu sanatçı, hem gitar sanatçısı, hem besteci, hem de harika bir şarkıcı. Anibal Troilo Orkestrası ile çalıştığı dönemde şöhreti yakalamış. 1950 yılında kariyerine şarkıcı olarak devam etmiş. 1969 yılında kendi tango okulunu, efsanevi “El Viejo Almacén” i açmış.

Edmundo Rivero’nun sesinden, gitar eşliğinde bir milonga dinliyoruz: “Milonga Lunfarda”. Lunfarda’nın ne olduğunu artık biliyoruz, o yüzden hatırlatmıyorum.

Keyifli dinlemeler.